Siyaset
Giriş Tarihi : 06-10-2012 23:51

Tezkere yetkisini AKP tek başına kullanmamalı

Akçakale olayını ve tezkereyi değerlendiren DSP Genel Başkanı Masum Türker, milli mutabakat hükümeti kurulmasını önerdi.

Tezkere yetkisini AKP tek başına kullanmamalı
DSP Genel Başkanı Masum Türker, Türk Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Bayram Bozal ve beraberindeki heyeti DSP Genel Merkezi’nde kabul etti. Masum Türker, görüşmede gazetecilerin Suriye saldırısına ve tezkereye yönelik olarak sorduğu sorular üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:
 
Suriye ile ilişkileri 3 farklı noktada birbirinden ayrı değerlendirmek lazım.
 
Birincisi, daha ilk günden bu yana Hükümet’in uyguladığı Suriye politikasının yanlış olduğunu ve bu politika sonrası bölgede ortaya çıkacak gelişmelerin, Türkiye’yi bölünme riskiyle karşı karşıya bırakacağını DSP olarak muhtelif zamanlarda gündeme getirdik.
 
Hükümet’in bir başka ülkenin jandarmalığına soyunmaması gerektiğini söyledik. Çünkü önümüzde bir örnek vardı. 1980’li yıllarda Saddam ABD’nin jandarmalığına soyunmuştu, sonra olay ona döndü bumerang gibi ve kendi rejimi sarsıldı.
 
Irak savaşının başladığı günlerde Başbakan olan genel başkanımız Bülent Ecevit’e yapılan öneride, esas hedefin Irak değil, İran olduğunu söylemişlerdi. İran’la böyle bir olayın, bütün bölgeyi değiştireceğini de kendileri açıklamışlardı. Bu nedenle Türkiye’nin bu konuda çok dikkatli davranması gerekiyordu. Ama ne yazık ki Türkiye,  Suriye politikasında, Dışişleri Bakanlığı’ndaki yeni bir teorinin uygulanmasına kendini kaptırdı. Buna  ‘yeni Osmanlıcılık’ dediler. Bu yaklaşım, geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğinde kalmış olan bütün Arap ülkelerinin Türkiye’ye karşı tavır alır hale gelmelerine neden olmuştur. Bu nedenle Suriye ile ilişkilerde ve dolaylı olarak da şu anda Irak Cumhuriyeti ile olan ilişkiler sonucunda Türkiye’nin masadan karlı kalkması mümkün değil. Çünkü o kesimler ‘yeni Osmanlıcılık’ diyorsa, bu ‘yeni sömürgecilik’ diye anlaşılıyor. Yeni emperyalist yaklaşım’ diye anlaşılıyor ve bu konuda Türkiye’ye olan bakışları tamamen değişmiş durumda. Kaldı ki Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e dayanılarak oluşturulan yeni yapı, Türkiye’nin Suriye politikasını Mısır’dan ayrı uygulamasına da imkan vermiyor.
 
İkincisi, Akçakale’de olan olay. Bu olay dolayısıyla özellikle dış kaynaklı ajanslara dayanarak, bizim kendimizin şu anda Akçakale’de bulunan gazetecilerimiz dahil olmak üzere etkisinde kaldıkları bir olay  var, ‘Efendim Türkiye tarafından bu top atışları daha evvel de oluyordu…’  Burada insafsızlık yapıldığını düşünüyorum. Türk halkının yanlış yönlendirildiğini düşünüyorum. Çünkü düne kadar Akçakale’de bir top atışı yapıldığı ile ilgili tek bir kelimelik haber olmamıştır. Olsaydı zaten ilk etapta Suriye ayağa kalkardı, ‘Niye beni topa tutuyorsun, niye bombalıyorsun?’ diye.
 
Türkiye kesiminden herhangi bir işlem yapılmamıştır. Ama Suriye politikası bakımından provokatif takvim olarak iki miladi gün var. Birinci milat, Türkiye’nin Irak nedeniyle tezkeresini Meclis’e getireceği gün ve AKP kongresiydi. Bu ikisi de aynı döneme denk geldi dikkat edilirse, normal tezkere Irak için getirilirken birden bire bu top atışı alevlendi, 2 saat içinde Suriye tezkeresine dönüştü. Bu oluşumda yine Türkiye’nin yanlış politikası sözkonusu ve şu anda Türkiye’nin dış alemde karşılanma durumu da sözkonusu. O da nedir?  22 Haziran’da düşürülen uçak. O uçak, bölgedeki bir Rus gemisinden fırlatılan yeni nesil füze ile düşürülmüştür. Buna rağmen Başbakan’ın, bizatihi başta kendisi olmak üzere yapılan bütün resmi açıklamalarında,  önce Suriye’nin yaptığı uçaksavar açıklaması esas alınarak, ayakkabılar, kasklar gösterildi. Ama sonradan çıkarılan şehitlerin cesetlerinde ayakkabıların da kaskın da olduğu gibi durduğu görüldü ve bu kayıtlar İngiltere, ABD, İsrail ve Rusya’nın radarlarında mevcuttu. Ama Türkiye’nin son yapılan açıklamalarında bile ‘Füze Rus füzesidir’ demesine rağmen, Rus gemisinden atılmamış olmasını söylemesi ve bu füzenin belli olmasına rağmen Suriye’ye karşı hiçbir duruş sergilenmemesi Türkiye’nin yavaş yavaş bölgede zaafiyete düştüğünü göstermiştir.
 
Aslında bir misilleme yapılacaksa o füze düşürülür düşürülmez yapılmalıydı. Bunun yapılmaması yanlıştı.
 
Tezkere işine gelince, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ne kadar hata yaparsa yapsın, sonuçta onuru ve varlığı dünya kamuoyunda tartışma konusu olan ülke, bizim ülkemizdir.
 
Türkiye hepimizin. Yalnız AKP’nin Türkiye’si değil. Türkiye, Türkiye’de yaşayan Türkiye halkınındır görüşünden yola çıkarsak muhakkak Suriye’ye karşı donanımlı olmamız gerekiyor. Kapalı oturumda dışarıda farklı konuşan bütün partilerin paralel konuşacaklarını düşünüyorum. Ama burada bir darboğaz var. Bu konu büyük bir olasılıkla içeride oylama yapılmadan ya da oylamada oylar sayılmadan geçecektir. Çünkü alınacak olan karar, nihai olan takvimde, Türkiye’yi Müslüman bir ülke ile savaş konumuna getirecektir.
 
Tezkere Irak’la ilgili olduğunda, terörle mücadele bağlamında, bizim kendi haklarımızı korumak adına bir ülkeye girme hakkıdır, asker gönderme hakkıdır. Ama Suriye ile ilgili alınacak karar, Suriye’nin bize karşı tutumundan dolayı tepki göstermeye veya yaptırım yapmaya yönelik olunca aslında bu bir savaş tezkeresidir ve şu anda herkes bilmelidir ki Hükümet saklasa bile Türkiye Cumhuriyeti Suriye ile savaş durumuna gelmiştir.
 
Ama bunun açıklanması, 6 Kasım’a kadar uluslararası camiadan uzak tutulacaktır. 6 Kasım, ABD’deki başkanlık seçimi tarihidir ve ikinci milattır. Başkan’ın Obama olması ya da Mitt Romney olmasına  göre Amerika’nın duruşundaki şiddet derecesi değişecektir. Ama hangisi olursa olsun, iki tarafın da bu seçim dolayısıyla yapılan açıklamalarını incelediğimiz zaman ciddi bir şekilde Türkiye’nin onlarla anlaşarak bunu gerçekleştireceği ortaya çıkıyor. Mitt Romney biraz daha açık davranmamızı bizim, muhaliflere daha seri silah vermemizi istiyor, Barack Obama şimdilik bu işi tam açıklamıyor. Ama sonuçta 6 Kasım’dan itibaren ABD uluslararası camiada duruş sergileyecektir.
 
Türkiye şu anda iki önemli olaydan dolayı Akçakale’ye gelene kadar edilgen davranmıştır. Uluslararası camianın bildiği uçağın füze ile düşürülmesi konusunda edilgen olmuştur. Afyon’daki patlamanın ajan aracılığıyla olduğunu dünya alem biliyor. Ama Türkiye hala bunu ‘Ajanların peşine düşüldü, şöyle yapıldı’ diye açıklamıyor.
 
Bütün bu gelişmeler olurken, maalesef medyada dünden beri ‘NATO hızlı karar aldı’ deniyor. Ama NATO’nun aldığı karar, iyi bakılırsa, NATO Anlaşması’nın 4. Maddesi’ne göredir. 4. Madde sadece kınamadır. Asıl NATO’nun alması gereken karar 5. Madde’ye göre olmalıdır. ‘Türkiye’ye yapılan saldırı NATO’ya yapılmıştır’ denilip  bu saldırıya karşı savaş açılacaksa, bu saldırıya karşı tepki konulacaksa, bütün NATO ülkelerinin de birlikte karşı koymaları şeklinde olmalıdır.
 
Bu konuda NATO biraz çekingen davranacaktır. Türkiye’yi  biraz daha girdaba sokacaktır. Çünkü NATO’nun Türkiye’den bir talebi var ve bu talep gerçekleşmediği için bugün Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ yargılanıyor. O talep de Afganistan’a 5 bin savaşan asker gönderilmesi talebidir. Çünkü Türkiye’nin Afganistan’da orada sosyal hizmetler gören, arabulucu görev yapan, asayiş sağlayan değil, savaşan asker bulunduran ülke olarak bulunması istenmektedir ve bu istem 2008 yılından bu yana masadadır. Bu istem, bu konuda etkili olmaya çalışan AKP’li Cüneyt Zapsu’nun parti yönetiminden ayrılma gerekçesidir. Bunlar birbiriyle bağlantılıdır. Vahit Erdem’in  bu talebi NATO Asamblesi’nde reddetmesi de Parlamento’ya girmesini engellemiştir. Bütün bunları mütalaa ettiğiniz zaman bu tezkere aslında Türkiye’nin bu bölgede yapılacak bir savaşın içinde yer almasına neden olacaktır.
 
NATO bunu açıkladığı anda aslında 3. Dünya Savaşı başlamış olacak. Niye? Çünkü bu konuda Rusya taraftır. Ama ABD’nin bu konuda esas nihai amacı olan İran- ki dün aynı saatlerde İran’a yönelik İsrail’in de açıklaması olmuştur- bugün İran’da da halk hareketi başlamıştır. Riyal’in dövize karşı, kaybettiği değerden dolayı pahalılığı, halkın mevcut olan yönetime tepki göstermesine neden olmuştur.
 
Bütün bunları mütalaa ettiğimiz zaman, ulusal çıkarlarımız açısından,  bu tezkerenin yanında durmalıyız. Türkiye’nin güvenliği için Tezkere gereklidir. Ancak Tezkere’de savaş yetkisini AKP Hükümeti tek başına kullanmamalıdır. Bu tezkerenin ardından çok hızlı bir şekilde bir Milli Mutabakat Hükümeti kurulmalıdır. Eğer bütün partileri kapsayan Milli Mutabakat hükümeti kurulmazsa AKP iktidarı bugüne kadar uyguladığı aynı yanlış politikayı yürütecektir ve küresel güçlerin istemi doğrultusunda olacaktır.
 
Sonuç ne olacak?
2003 yılında Condoleezza Rice’ın Washington Post’ta yazdığı makaledir. Bu bölgede Türkiye’nin de dahil olduğu 22 ülkenin sınırları değişecektir. Türkiye’nin masadan zararla kalkmaması için, kazanması için tezkerenin ardından hızlı bir şekilde, bir Milli Mutabakat Hükümeti’nin kurulması gerekir ve Dışişleri Bakanı’nın muhakkak değiştirilmesi gerekir, verdiği angajmanlardan şu ana kadar bildiğimiz, yansımamış taahhütlerden dolayı Türkiye bir nebze olsun sıyrılmış olacaktır. Bakın bunlar olurken Türkiye’nin Milli Savunma Bakanı ortada yok.“