Haber
Giriş Tarihi : 20-01-2016 17:15   Güncelleme : 20-01-2016 17:15

Yüksek binalar nefesimizi kesiyor

Hava kalitesi konusunda önemli çalışmalara imza atan İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Kadir Alp ile İstanbul’un hava kirliliğini konuştuk.

Yüksek binalar nefesimizi kesiyor

KORAY TAŞDEMİR-RÖPORTAJ

Prof. Alp, İstanbul’daki hava kirliliğinin pek çok etmene dayandığını ifade ederek taşıt sayısındaki artış, yoğun doğalgaz kullanımı, yüksek binaların hâkim rüzgâr yönünü kesmeleri ve meteorolojik koşulların en önemli etkenler olduğunu kaydetti.

İSTANBUL’DA 80’LERDE MASKE İLE DOLAŞANLAR VARDI

İstanbul’da havanın kirli olduğundan çokça söz edildi? Siz bu konuda neler söylersiniz?

İstanbul’un hava kalitesi hakkında konuşmak için biraz 80’li 90’lı yılları hatırlamak lazım. İstanbul 80’li yıllarda havası en kirli şehirlerden biriydi. Hatta insanlar şimdi Çin’de görüldüğü gibi evden maske ile çıkmak durumunda kalıyorlardı. Büyükşehirlerde hava kirliliği dediğimiz olgu kalitesiz yakıtların kullanımından kaynaklanır. Söz konusu yıllarda İstanbul’un sorunu Kemerburgaz ya da Şile kömürü olarak adlandırılan kömürlerin ısınma amaçlı yakılması temel sorundu. Burada iki tane kirletici öne çıkar: Kükürtdioksit ve partikül. Bu partiküle duman derler, toz derler ama biz bunu PM10 diye adlandırıyoruz. 

İSTANBUL’DA 90’LARDAKİ GİBİ KALİTESİZ YAKITTAN KAYNAKLANAN HAVA KİRLİLİĞİ YOK

90’lı yıllarda hem merkezi hükümet hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu soruna çare aramaya başladı. Bunlar;  kömürün kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar ve kömüre göre çok daha temiz bir yakıt olan doğalgazın İstanbul’a getirilmesidir. Hava kirliliği olgularında sorunun birinci adımı kalitesiz yakıtların neden olduğu kirliliği ortadan kaldırılmasıdır. Bunu kaldırdığımızda kirliliğin önemli bir kısmını bertaraf edersiniz ama tamamını değil. Dolayısıyla 80’li 90’lı yıllardaki kalitesiz yakıttan kaynaklanan hava kirliliği günümüzde yok denecek kadar az ancak başka bazı kirleticiler öne çıkmaya başladı.  Bunlar azotoksitlerden kaynaklanan “Noks” kirliliği ve “Ozon kirliliği”.  İstanbul’un yaşadığı kirlilik içerisinde bu iki parametre öne çıkmaya başladı. 

Bunların durumu nedir?

Noks kirliliği anlamında, 2007 ve 2015 yılları hava kalitesi izleme istasyonu verilerini değerlendirdim.  2007’ye göre İstanbul’un hava kirliliğinde bir misli artış var. Ozon kirliliği ise 2000’li yıllardan sonra İstanbul’da bir artış eğilimine girdi. Nokslar arttıkça ozon da artabilir ve uçucu organik bileşikler artarsa ozon üretimi artar. Ozonu biz üretmiyoruz. Ozon bizim atmosfere attığımız bazı maddelerin  güneş ışığı yardımıyla kendiliklerinden reaksiyonu sonucunda oluşuyor. Noks kirliliğini kontrol edebilirsek  ozon kirliliğini de kontrol edebiliriz.

TAŞIT SAYISINDAKİ ARTIŞ VEYOĞUN DOĞALGAZ KULLANIMI DA ETKİLİ

Noks kirliliğinin artmasının sebebi nedir?

Taşıt sayısındaki artışın önemli bir katkısı var. Ama tek başına bu yeterli değil. Biz 92’den itibaren İstanbul’da doğalgaz tüketiyoruz. Şu an İstanbul’da 5 buçuk milyon doğalgaz abonesi var. Bunların her biri kış sezonunda ortalama bin metreküp civarında doğalgaz tüketiyor. Bunu düşünecek olursak İstanbul’un yıllık doğalgaz tüketimi 5 milyar metreküp civarında bir rakam. Doğalgaz temiz bir yakıttır ama doğalgazın içinde de en belirgin kirletici azotoksitlerdir.  5 milyar metreküp doğalgazı yaktığınız zaman  açığa çıkan azotoksit gazları havaya karışır. 2007’den 2015’e bazındaki artışın sebebi işte bu yoğun bir şekilde doğalgaz kullanıyor olmamız, motorlu taşıt trafiği üçüncü olarak ise İstanbul’a yakın ya da İstanbul’da bulunan enerji santralleri. 

YÜKSEK BASINÇ OLUNCA KİRLİ HAVA TEPEMİZDE ŞAPKA GİBİ ASILI KALIYOR

Hava kirlilik değerlerinin yüksek olmasının başka ne gibi nedenleri var?

Hava kirliliğinin üzerindeki en önemli etkenlerden biri meteorolojik koşullar. Yani rüzgârın olup olup olmaması, hava basıncının yüksek olup olmaması bunlar kirleticinin havaya verildikten sonra taşınımını ve seyreltilmesini etkileyen unsurlar. Hava basıncı yüksek olduğu zaman rüzgâr hızı düşük olur, bu durumda havayı kirleten unsurlar İstanbul’un üzerinden bir şapka gibi asılı kalır. Mesela bir poyraz esse bu kirleticileri süpürüp götürecek ve İstanbul bu kadar kirli olmayacak.

BİNALAR HÂKİMRÜZGÂR YÖNLERİNİ KESMEMELİ

Yüksek binaların da rüzgârı engellediği konusunda bilgiler var.

Bizim imar plan ya da izinlerimiz de bu konu ya hiç dikkate alınmıyor ya da yeteri kadar dikkate alınmıyor. Ben Beylikdüzü’nde oturuyorum. Bundan 10 sene önce çok etkili bir rüzgâr vardı ve çok havadar bir semti. Fakat son 10 yıldan itibaren o bölgede yüksek katlı ve birbirlerine yakın inşaatlar yapıldı ki ben hissediyorum 10 yıl önceki rüzgârlar esmiyor. İstanbul’da kentsel dönüşüm ve imar planlamaları yapılırken İstanbul’un hâkim rüzgâr yönlerini kesmeyecek, bunlara koridorlar oluşturacak tarzda bir yapılaşma sistematiği benimsemek zorundayız. Aksi takdirde bu gittikçe bu çok daha sıkıntılı bir durum haline gelecek.

ÖLÇÜM CİHAZLARININ KONUMLANDIĞI ALANLARI DİKKATE ALMAK LAZIM

Ölçüm cihazlarının konumlandırılışı da etkili oluyor mu?

İstanbul’da 18 tane hava kirliliği ölçüm istasyonu var. Ama bunların yarıdan fazlası trafiğin durumundan etkilenecek yerlere konumlandırılmış. Dolayısı ile araçların egzozlarından çıkan emisyonlardan aldığı değerleri ölçtüğü için en kötü durum gösteriliyor. Oysa örneğin Başakşehir’de konutların ortasında ana arterden uzak bir yerde bu istasyon yer alsa ve orada ölçüm yapsa muhtemelen bu değerlerin yarısı bile çıkmaz. Dolayısı ile ölçüm verilerini değerlendirirken de istasyonların hangi kirletici kaynağı izlemek için konumlandırıldığını bilmek lazım ki ona göre yorum yapalım. 

KİRLİLİK SAĞLIĞIMIZI ALIP GÖTÜRÜYOR

Bu kirlilik bize ne gibi zararlar veriyor?

Hava kirliliğini hayatımızdan alıp götürdüğü pek çok şey ile yaşıyoruz. Hava kirliği sağlımızı alıp götürüyor, ömrümüzde ciddi kısalma unsurları ile kendini gösteriyor ve ani ölüm risklerini artıyor. Hava kirliği kronik rahatsızlıkları oluşturuyor.